Kaygı, insanoğlu için en temel, doğuştan itibaren hayatında varlığını gösteren
duygulardan biridir. Freud’a göre kaygı “Fiziksel ya da toplumsal çevreden gelen tehlikelere
karşı bireyi uyarma, gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürme işlevine katkıda bulunur.”
(Akt. Geçtan, 2006). Öztürk ve Uluşahin (2008) kaygıyı genel olarak bilinen bir nesnesi olan
durum veya kişiye duyulan merak, tasalanma ve endişe duygusu olarak tanımlamaktadır.
Cüceloğlu (2008) ise; kaygının tanımlanmasının zor olduğunu ancak içinde üzüntü, sıkıntı,
korku, başarısızlık duygusu, acizlik, sonucu bilememe, yargılanma gibi heyecanları
barındırdığını belirtmiş ve kaygının tetiklenmesinde 4 temel neden ifade etmiştir.
Bunlar;
- Desteğin Çekilmesi: Kişinin alışmış olduğu ortamın, desteklerin eksikliği,
- Olumsuz Bir Sonucu Beklemek: Olumsuz durumlarla karşılaşmayı beklemek,
- İç Çelişki: Önemsediğimiz bir fikirle davranışımızın arasında bir çelişki olması,
- Belirsizlik: Gelecekte ne olacağının önceden bilinememesidir.
Çocuklar da yetişkinlerle benzer durumlarda ve şekillerde kaygı belirtileri
göstermektedir. Çocukların bilinmeyen ve yeni olan durumlar karşısında kendilerini güçsüz
hissetmeleri göz önüne alındığında çeşitli korkular/kaygılar yaşamalarının olağan bir durum
olduğu kabul edilebilir. Çocuklar dürtüsel anlamda isteklerine herhangi bir engel sebebi ile
ulaşamadıklarında stres ve kaygı yaşayabilirler. Çocuğun saldırganlık, bağımsızlık dürtülerini
ifade edememesi, aileye yeni bir kardeşin katılması, anne/baba tarafından yeterince sevgi
görmediğini, olumsuz bir davranışının cezalandırılacağını ya da terk edileceğini düşünmesi de
kaygıya neden olabilecek genel faktörler olarak vurgulanmaktadır (Yavuzer, 2006). Her çocuk
farklıdır, bu yüzden kaygı her çocukta tamamen aynı şekilde kendini göstermez fakat
açıklanabilen büyük benzerlikler vardır. Kaygının çocuktaki belirtileri zihinsel, fiziksel ve
davranışsal olabilir. Zihinsel olarak kendinin ya da sevdiklerinin başına bir şey geleceğini
düşünmesi gibi benzer düşüncelerle kaygı duyabilir. Fiziksel olarak ise çocuklarda kaygı, mide
ağrısı, terleme, kalbin hızlı olması ya da yorgunluktan yakınmalarla kendini gösterebilir. En
önemli unsur olan davranışsal belirtiler ise yerinde duramama, ağlama, titreme ve konuşmama
olarak kendini gösterebilir. Yaşamının ilk yıllarında çocukların karşılaştığı her durum çocuklara
yeni öğrenmeler için deneyim fırsatları sunarken, aynı zamanda korku ve endişe gibi karmaşık
duygulara da neden olabilir.
Bu süreçte, anne, baba ve yakın ilişkide bulunulan kişilerin duygularını yaşama biçimleri ve
kaygı durumuyla baş etme yöntemleri, çocuklarda kaygının gelişmesinde ve kaygı düzeyinde
önemli rol oynar.

Okul öncesi dönemde kaygının gelişimine yönelik güncel kuramlar, içsel (biyolojik/ genetik,
bilişsel/duygusal) ve dışsal (ailesel ve sosyo-çevresel) faktörlerin karşılıklı olarak etkileşiminin
risk faktörü olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu noktada içsel faktörler olarak
mizaç ve duygu düzenleme becerileri; dışsal faktörler olarak ise cinsiyet, ailenin eğitim düzeyi,
yaşam standartları gibi sosyo-demografik özellikler ve ebeveyn tutumu, anne kaygısı gibi
ailesel faktörlerin erken çocukluk döneminde kaygı ile ilişkilendirilmiştir.
Kaygılı Çocukların Özellikleri Nelerdir?
Hata yapmaktan korkarlar. Bu nedenle hata yapmamak için bir işe, bir göreve bir türlü
başlayamazlar. Girişecekleri bir işte başarısızlık olasılığını yüksek görmeleri halinde girişimde
bulunmaktan kaçınırlar. Kaygılı çocuklar yapabildiklerini değil yapamadıklarını görme
eğilimindedirler. Bu tutum çocuğun motivasyonunu kısa sürede yitirmesine neden olur.
Okul öncesi dönemdeki çocuklar, kaygılarını farklı kanallarla ifade etmektedirler. Yemek
ve uyku düzeninde bozulmalar, fiziksel herhangi bir semptoma bağlı olmaksızın ortaya çıkan
ağrı ve yakınmalar, kurduğu ilişkilerde olağandan farklı verilen tepkiler çocuğun mevcut
dönemde ya da yakın geçmiş dönemde bir ya da birkaç kaygı faktörüne maruz kaldığının
habercisi olabilir. Bu tip durumlarda çocukla yakın ilişkide bulunan ebeveynler çocukların yakın
geçmişteki yaşantılarını ayrıntılı olarak incelemeli ve herhangi bir stresörün varlığını
sorgulamaları gerekmektedir.
Günümüzde insan yaşamına ilişkin pek çok durumda ‘stres’ sözcüğü sıklıkla dile
getirilmektedir. Stres, kişilerin içinde bulundukları çevrenin istekleriyle baş edemediklerini
hissettiklerinde yaşadıkları olumsuz duygular ve inançlar olarak betimlenebilir. Bir metafor
kullanarak ifade etmek gerekirse; bireyin ulaşmak istediği nokta ile bulunduğu mevcut konum
arasındaki mesafe, o bireyin stres düzeyi ile doğru orantılıdır. Mesafe arttıkça, stres de artış
gösterecektir.
Stres sadece yetişkinlerle ilgili bir kavram değildir. Çocuklar ve ergenler tıpkı yetişkinler
gibi stres yaşayabilirler. Çocukların ve ergenlerin yaşadıkları bu stres okulda akademik başarı
sağlamak, arkadaş edinmek ve sürdürmek, aileleri ve öğretmenlerinin beklentilerini karşılamak
gibi çeşitli durumlardan kaynaklanabilir.
Bununla birlikte çocukların ve ergenlerin aile ekonomisindeki yetersizlikler, beslenme, uyku ve
egzersiz yapmadaki yetersizlikler, daha önceden var olan psikolojik ve davranışsal problemler,
ebeveyn ve akranlardan yeterli sosyal desteğin alınamaması ve ailenin yaşadığı çevrenin
çatışmalara ve suça yatkınlığı gibi durumlardan biri ya da birkaçına sahip olmaları halinde
strese karşı daha savunmasız oldukları vurgulanmaktadır. Bir çocuğun strese tepkisi bir
yetişkinin tepkisine benzemeyebilir.

Çocuklarımızın Korku ve Stresini Azaltmak Adına Neler Yapabiliriz?
*Onlara, ben buradayım ve güvendesin diyebilmek önemlidir. Endişenin yüksek olması,
yaşadığımız durumları daha kötü ve korkutucu hissetmemize neden olabilir. Bu cümle,
çocuğunuzun kaygısının çok arttığı, kaygısını veya korkusunu kontrol edemediği durumlarda
bile güvende ve rahat hissetmesini sağlayacaktır.
*Çocuklarınıza korkuları ve endişeleri hakkında rahatça konuşabilecekleri bir ortam yaratmak
çok önemlidir. Bazı çocuklar düşüncelerini toparlamak için bile zamana ihtiyaç duyabilir.
Onlara gerekli olan koşulları sağlamak da ebeveynlerin birinci görevlerindendir. Kendilerini
rahat ifade edecekleri koşullar sağlandığında, çocuklar kendilerini strese sokan kaynakları
direkt ya da dolaylı olarak ifade etmeye başlayacaklardır.
➢ Kaygın Ne Kadar Büyük? : Bu cümle, çocuklarınızın yaşadığı kaygı ve endişeyi
sözelleştirmeleri için yardımcı olurken aynı zamanda onların ne hissettiklerini anlamanız
adına net bir resim oluşturacaktır.
➢ Resmini Çizer misin? : Çoğu çocuk duygularını sözelleştirme konusunda zorlanır.
Çocuklarınızı kaygı ve endişeleri hakkında çizmeye, boyamaya ya da herhangi bir
teknik ile somutlaştırmaya teşvik edebilirsiniz.
➢ Kaygına Ne Söylemek İsterdin? : Çocukların cevaplarında bazen onları
sakinleştirebilecek şeylerin ipuçları saklıdır. Çocuklar, duyguları hakkında ne kadar
rahat bir şekilde konuşabilirlerse, bu duyguları normalleştirmede ve sakinleşmede o
kadar başarılı olabilirler.
➢ Haydi Sonunu Değiştirelim? : Çocuklar, kaygı uyandıran durumlar tekrar ettiğinde
kendilerini çaresiz hissedebilirler. Onların farklı çözüm yollarını daha rahat
görebilmelerini sağlamak adına, sonunu (kaygı anını ya da duygusunu) anlatmadan,
kaygılandıkları durumla ilgili hikayeler yaratabilir ve paylaşabilirsiniz.
➢ Bunun Hakkında Başka Ne Biliyorsun? : Bazı çocuklar kaygılandıkları durumla ilgili
bilgi sahibi oldukça daha güçlü hissedebilirler ve kaygıları azalır. (Özellikle doğal afetler,
salgınlar, fırtınalar, böcekler, asansörler, şimşekler vb. durumlarda…)
➢ Şimdi Derin Bir Nefes Alacağız. : Bazen çocuklar o kadar çok kaygılanır ki; onları
sakinleştirme çabalarımıza direnç gösterirler. Bu tip durumlarda kendinizi sakinleştirici
olarak kullanabilirsiniz. Yaptığınızı sözelleştirin (Şimdi derin bir nefes alacağız…) ve
size nasıl hissettirdiğini anlatın.
Biliyorum Bu Korkutucu Ama… : Çocuğunuzun kaygı, korku ve endişelerini onları
daha endişe verici bir hale getirmeden kabul edin. Bu cümle çocuğunuza onu
anladığınızın mesajını verecek ve aynı zamanda rahatlamasına yardımcı olacaktır.
“Biliyorum bu korkutucu ama güvendesin.” veya “Biliyorum bu korkutucu ama bu
korkuyu daha önce yendin.” “Biliyorum bu korkutucu ama senin bir planın var.” gibi
telkinler, çocuğunuzun kaygısını yenmesine destek sağlayacaktır.
➢ Konuşmak İçin Sabırsızlanıyorum: Aileler, çocuklarının kaygılandığı ve üzüldüğünü
görmek istemezler. Bu sebeple çoğu ebeveyn çocuklarını stres, kaygı veya korku
yaratacak ortamlardan kurtarmaya çalışır. Ancak çocukların yerine hareket etmek ya da
duruma müdahale etmek onların çözümü keşfetmelerini engeller ve bu gibi durumlarla
tekrar karşılaştıklarında daha çok kaygılanmalarına ve korkmalarına sebep olur. Bunun
yerine çocuklarınızla konuşmak ve neler hissettiğini anlamak çocuğunuzun gelişimi
açısından çok daha doğru bir adım olacaktır.
➢ Neye İhtiyacın Var?: Çocukların neye ihtiyacı olduğunu varsaymak yerine, onlara
neyin yardımcı olacağını ya da neyin iyi geleceğini anlatmaları için fırsat yaratın.
➢ Bu Hissettiğin Duygu Geçecek: Bu cümle çocuğunuzun en endişeli ya da kaygılı
olduğu anlarda kullandığınız bir cümle olabilir ancak çocuğunuza tüm duyguların geçici
olduğunu, bazen hiç bitmeyecek gibi hissettirdiğini ya da bizi çok zorlayabileceğini
anlatın. Hissettikleri duyguları tanımak ve bu duyguların normal olduğunu anlamak
çocuklarınızı rahatlatacaktır. Bol bol aktivite yapın. Örneğin; spor yapmak, hamur /
kinestetik kum oynamak, çiçek dikmek, dans etmek vb. aktiviteler hem çocuğunuzla
ortak aktivite yapmanızı sağlayacak hem de korku ve stresini azaltmasına yardımcı
olacaktır.
KAYNAKÇA
Alisinanoğlu, F., & Ulutaş, İ. (2003). Çocukların kaygı düzeyleri ile annelerinin kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin
incelenmesi. Eğitim ve Bilim, 28(128).
Aral, N., & Başar, F. (1998). Çocukların kaygı düzeylerinin yaş, cinsiyet, sosyo ekonomik düzey ve ailenin
parçalanma durumuna göre incelenmesi. Eğitim ve Bilim, 22(110)
Birmaher, B., Brent, D. A., Chiappetta, L., Bridge, J., Monga, S., & Baugher, M. (1999). Psychometric properties
of the Screen for Child Anxiety Related Emotional Disorders (SCARED): a replication study. Journal of the
American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 38(10), 1230-1236.
Cüceloğlu, D. (2008). İnsan ve Davranışı Psikolojinin Temel Kavramları. (17. Basım). İstanbul: Remzi Kitabevi.
Geçtan, E. (2006). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar. (18. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları.
Öztürk, M. O. ve Uluşahin, A. (2008). Ruh sağlığı ve bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitabevleri.